senin animasyonunu yapmayan ne olsun.

imza: Ays

—————————————

 

neden, demiş elizabet, neden cesetleşeceğim bir evrende yaşıyorum?

niçe ilgisiz bir ilgiyle, kaderini sev, demiş kardeşine.

ah, evet, demiş elizabet ağlayarak, sen dünyanda mutluluktan sarhoş olmuş genç bir bahçıvansın ve benden budadığın her daldan fışkıracak yeni canlar için şerefine kadeh kaldırmamı bekliyorsun.

niçe bu kez sahiden ilgilendiğini göstererek bakmış yüzüne kardeşinin, niçin ağlıyorsun elizabet, demiş, mutlu değil miyiz?

bana kötü niyetli bir satranç oyuncusuymuşum gibi davranma, demiş elizabet. dünyamı arka bahçen ilan ettin ve her lale senin istediğin renkte açıyor.

ve niçe ağlamış;  zaten kırılganmış niçe, zaten kendi öneminden kuşkulu..

ve Irvin ancak bu ağlayışa destan yazmış.

ve William, buna binaen sadece şunu söylemiş:

“insan, içinde doyurulmamış arzular taşıyacağına, yeni doğmuş bir bebeği öldürsün daha iyi.”

 

perde.                                                                                     

                                                                                     ——————————-

hani de benim kırmızı pabuçlarım?

ama olmaz, romantikıl duygusallıklar denizindeki tüm kız türleri kırmızı pabuç edebiyatı yapar, anlamı yok. küçük emrahın küçük kızkardeşinin isteği de o değil miydi? neyse ki onun abisi var. ne demişler bilirsiniz, oyn’ülen de kör arabım sen oyna, senden başka yiğit kalmadı. bunu küçükken emraha söylemişler.

hani de benim hayat koçlarım?

kutlama çikolatası uzattıklarında önüme kutuyla, bi dene de hanıma alayım, çocuklar da sevinsin, demenin keyfi , mavi gökyüzünün altında ten rengi yaşamak kadar güzeldir-burada tarafımızca  standardize edilmiş ten rengi, bembeyaz dişler, sağlıklı gülüşler kıvamında renk ölçeklerince belirlenmiştir.-

hani de benim sana âyân ipuçlarım?

belki de hayat bana, benim beklediğimden daha az bulut borçlu?  bulut? simgesel takılıyorum. beni anlamadığınız ölçüde mes’ûdum.  çünkü ben, başkalarının kendilerini kaybedip, bedbaht olacakları yollara sükunetle atılacak kadar konteslik satın aldım.

şaire  dair delifişek  bir hikaye duydum, inanmadım.

 

http://www.dinleyiver.com/dinle-sakin_denek-hayatim.html

yoksa nasıl geçip gitsin üzerimden bunca insan türü.

kaosa mütevazı biR katkı payı mıyım? 

 kafakâğıdı üzerine elle yazılmış bir T.C numarasına yağmur damlamış kadar dağınık duruyorum belki, bu yüzden oy şansım yok, bu yüzden seçemiyorum.

kafakâğıdı demişken, hayretten hayrete düşürecek kadar güçlü edilgenliği vardır onların;  kimisi yenidir ve fakat tarihi eski, kimisi eskidir lâkin titiz bir adamın elinden çıkmış olmaklığıyla pırıl pırıl. ve dahası sigara kokmuyordur kimisi, bu en güzeli. dokunmak istemedikleriniz ve alıp bakasınızın geldikleri vardır. bir tarih yatıyoRdur kimisinde ama kimisinde de bir ölü.

bir koleksiyoner olsa idim şayet, nüfus cüzdan fotokopisi – ama paraya kıyıp en renklisinden, –  olurdu bu, taştan öte, taştan ziyade. belki yeşil eşyalar anatomisini incelemekten deha keyifli olabilirdi.  ebilitelikten vazgeçiyorum, evet, olurdu.

hatta, her kafakâğıdını kuşbaşı doğrayıp güzel bir türlü çıkarabilirim ortaya. kimin doğum yeri kimin anne adı hanesinde olur, bilemeyiz hiçbirimiz. dahası, aklıma şimdi gelen abuk fikirlere göz kırpıyorum.  ötesi, olsaydı keşke dediklerime binlerce aminler.

tekrar düşündüm, ameliden neyim eksik.  koleksiyonuma kattığım her yeni kafakâğıdı için bir göz de ben kırpabilirim gökyüzüne. ve benim soylu kontesliğim en az onun kadar uçurgan kılacaktır ayaklarımı.

yine gelin, fal bakarız.

yıllardır görmediği abisi, yıllardır gelemediği memleketten, hayatın flaşbeklerini gayet soğukkanlı, uzun uzun anlatırken nasıl donukkanlı özleniyorsa, öyleyim.

öyleyim ve dahi, anlatırken abisi, şarkılarını dinlediği ünlünün  ünsüzharflik zamanlarından, yanyana fotoğraf çektirdik modunda bahsetmesiyle nasıl ağırkanlı şaşırılıyorsa, öyleyim.

öyleyim ve belki, anlatılanların ikinci tekil şahıslık günlerinden kalma burundireğisızıları eşliğinde soy soylanıp boy boylanırken, abiliğin kaçıncı hangi şahıslığı sorgulanmasıyla; ıspanaklı börek ve patates kızartmasına eşlik eden çayın dördüncü şekerinin eriyişi arasında nasıl bir bağ kuruluyorsa, öyleyim.

öyleyim ve yani, bunu daha açık nasıl söyleyeceğimi bilmek ve yazık ki söylemesem daha iyi olmaklık nasıl bir kahırsa, öyleyim.

sta21119

 

 

” vaktinde ötmeyen horoz, ya ölmüştür, ya ölmeye niyet etmiştir ”  demenin bi anlamı yok .  Mykonteyna’m böyle gecikmişliklere kıvrak dili ilen herhangi bir yorum yapmamışsa, – ki yapmamış- durum bahsi geöen atamsözünden uzaktır, ayaklarımızın altındadır çok şükür.

mesele odur ki; şu an en yakınımda olan kitabın 161. sayfasının 5. satırını yazarsam hepimiz büyük bir meraktan kurtulmuş olacağızdır. Ozman, haydi bakalımdır.

Kierkegaard, Korku ve Titreme’sinin 161’e 5’in de şöyle der: 

Ruhta yaşamanın ne anlama geldiğine dair bir fikri olan herkes ayrıca kuşku açlığının ne demek olduğunu bilir ve kuşkucu ruhunu ayakta tutmak için günlük yaşamdaki gıdaya acıktığı kadar kuşkuya acıkır. ”

ve ben buna bişey diyebileceğimden emin değilim.

 

 

notone:  bu post gündüz eklenseydi bambaşka  bi kitaptan çok canlı  satırlar eklenirdi, bu kesin.

nottwo: bu post mimlenir mimlenmez eklenseydi, bambaşka bi kitaptan çok başka satırlar eklenirdi, bu kesin.

notthree: kimseyi mimlemiyorum. geçmişe mazi derler.

living-the-dream-ii-print-c10089194

 

conemler,

ben böylesi anlarda ne konuşacağımı bilemem. öhümderim, ııılarım ama iki kelimenin belini kırıp bir araya getiremem.

 

conemler,

benim için bundan öncesi ve bundan sonrası diye bişey yok. sizinle olmaklarım var, sizli olmaklarım var,  sizden olmaklarım var. hamdım bunadır ve buna benzerleredir.

 

conemler,

gelirken gidiciliğimi kouşmuştuk. işte o gün derseniz ki ‘iyi bilirdik’,  o sizin iyiliğinizdir derim.

gözümdeki buğuya şahit misiniz?

biliniz ki, mutluluktandır.

sözlerimi bitirirken, kadehimi dünya barışı için kaldırıyorum.

 

yeşil sarıklı ulu hocalar söyler biz dinlerdik; çift niyetli amel olmaz deyu.

kimse bana kızmasın -neden kızdığını anlayabilemem çünkü-  ama, kermesli hayır programlarına hayret ettiğimi ifşâ  ederim.

verdiğin ücretin karşılığını tezgâhlardan mal cinsinden almışsan, aldığın malın dünya cinsinden hayrını göreceksin demektir; verdiğin paranın ahiret cinsinden hayrını değil; tezgâhlara ürün koyanlar, tezgahlara emek koyanlar  müstesna.

yesimleberaberdik-013

yeşilim, hep böyle gel, hep gel.

yazan:

mesajını yorum olarak değil de post olarak bırakırsa daha bir dikkat çekeceğini  düşünen görl.

üzümlü.

parmak uçlarımda yürümeyi öğret,

hafifken.

şemsiyeyi tutmayı öğret bir de,

rüzgârda.

bırak bal tutan parmağını yalasın,

sen bana kan tutanı öğret.